İlk Aşkım İlk Sevdiğim Sendin
Maziye zincirlenmişti birzamanlar kaderim. Kalbime de zincir vurulmuştu sanki. Fırtınalar hep içimde dolmayan bir boşluk ise benimleydi hep. Büşra ın gözyaşları durmadan akıyordu. Oturmuştu bir banka, gelene geçene aldırmıyordu hiç. Biraz evvel bir holding binasından çıkmıştı. İlk aşkı, ilk sevdiği birzamanlar komşusunun oğlu olan Kaanı ziyarete gelmişti. Senelerdir görmemişti onu. Öyle . bunalımdaydı ki.. Yeni eşinden ayrılmış sanki bir iki laf edecek birini aramış ve Kaanı görmeye gelmişti. Sevinçle girdiği yerden ağlayarak çıkmıştı. Kaanın bir sene önce öldüğünü öğrenmişti.
Oysa lisede birlikte okurken üniversiteyi bitirip evleneceklerini söylüyorlardı birbirlerine.
Düşüncelere dalmıştı Büşra. Apartopar banktan kalktı. Edinekapı Mezarlığına
gitti. Kaanı görememişti ama mezarına gidecekti. Bulacağına inanıyordu. Arkadaşları tarif etmişti.
Mezarlığın kapısında ki çiçekçiden, ençok sevdiği, birzamanlar sevdiğinin verdiği kırmızı gülleri aldı. Kapıda ki görevliye sordu. Birlikte aramaya başladılar. .
İçinden durmadan
Hem ağlıyor hem konuşuyordu Büşra.
Evliliğinde çok acılar çektirmişti eşi. Devamlı aldatıyor ve manevi işkenceler yapıyordu. Sonunda dayanamayıp kızını da alıp annesinin yanına gitmişti. Aslında Kaandan bir beklentisi yoktu. Çünki Kaanda evli ve iki kızı vardı. Yalnızca arkadaş olarak görmeye gitmişti. Trafik kazasında öldüğünü öğrenmesi onu geçmişe götürmüştü.
Yine gözlerinde ki yaşlar sicim gibi iniyordu Büşra ın. Keşke bugün hiç uğramasaydım. İçimde ki aşk kırıntıları kalsaydı yerinde. Ama mazimin saf ve temiz aşkı köz gibi yanacak bundan sonra içimde.
Elinde ki gülleri mezarın toprağına tek tek bıraktı.
Seviyor Mu, Sevmiyor Mu
Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış.
Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış. Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış.
Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
Etrafına şaşkın şaşkın bakarken,vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş.
Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini,ne yapacağını bilememiş.
İçinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
"Merhaba" demiş papatyaya, "Sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim."
Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve "Merhaba" demiş, "Ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."
Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri . anlatmış.
Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler.
Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş.
Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş.
Ama cesaret edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş.
Papatya da kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş.
Böylece iki sevgili yan yana, ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.Böylece saatler saatleri kovalamış.
Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve
"Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.
Papatya buna bir anlam verememiş. "Neden" demiş. "Yoksa benim yanımda mutsuz musun?" "Hayır," demiş kelebek.
Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür.
Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim.
Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Seni seviyorum" diyebilmiş ancak.
Papatya donakalmış. Sadece "Ben de..." diyebilmiş kelebeğin arkasından.
Ardından da gözyaşlarına boğulmuş. İçinden "Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış.
Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış.
Her düşen yaprakta papatya, içinden "Seviyormuş" diye geçirmiş.
İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş.
Seviyor Mu, Sevmiyor Mu diye...
_______________________________________________________________________
Sen Hiç Bilmedin.!
Issız gecem ve ben...Bu şafak ağırır mı?Sanmıyorum.Bekliyorum,bekliyorum.Kulağım duvar saatinin tik tak seslerinde,gözlerimse zamanın yavaş akışını şaşkınlıkla izlemekte,yok bu geceden sabah olmayacak.
Yüreğimin daralışını belki ılık bir duş hafifletir düşüncesiyle,suyun altına atıyorum kendimi.Biraz olsun kendime geldiğimde ,bir havluya sarılıp kurulanıyorum ve bir an . aynaya dalıyor gözlerim...buğday tenim,fırçalamaktan yorulduğum upuzun saçlarım,bendim ben.İri kara gözlerim,uzun siyah kaşlarım ve dudaklarım...Doyamadım kendime bakmaya bu gece,sevmediğim kendimi öyle beğendim ki,bir zaman uzandım sedire,hayalin canlanıverdi gözümde.
Yarın geliyorsun,biliyorum bu güzelliğimin tek nedeni...Ya bu gece sabah olacak mı ki bu soru beynimi alt üst ediyor.Yüce rabbim nasip edecek mi seni görmeyi?Dua ediyorum,bir kez sarılayım sana,düşüncesi bile kor ediyor yüreğimi,eriyorum...
Düşünüyorum seni,adın dudağımda,büyük bir otobüsün cam kenarında oturuyorken ,gözlerin yüreğimi delecek kadar derin bakıyor ve ele veriyor özlemini,sevigini...Kokun burnuma çalınıveriyor apansız ve katlanıyor sabırsızlığım ama umutluyum,biliyorum tan ağıracak ve gözlerimi açar açmaz olacaksın yanımda...
Her şeyi planladım ama her şeyi.Sevdiğin gibi kurdum sofrayı,en sevdiğin yemeği yaptım.İçkine karışırdım ya bu kez onu da aldım masamıza.Kokulu mumlarımızı yaktım giderken bıraktığın.Siyah elbisemi hazırladım,doğallığımı seversin ya,pek takıp takıştırmayacağım,bıraktığın gibi bul beni istiyorum.Zaten gidelidir değişmedi ki hiç bir şey...
Göz kapaklarım ağırlaştı düşünürken tüm bunları ve sonunda hafif bir uyku çektim.Artık dinlenmeliydi zaten düşüncelerim.Sonunda kurtuldu gece benden, ben de geceden...
İrkilerek uyandım,ve şükürler olsun ki,tan ağırıyordu,bu sabah seni bana getirecekti...Ağırca doğruldum ve giyindim.Hazırlıklarıma göz attım son bir kez ve evet hazırdı.Uzun bir bekleyişteydim,sanki benimle birlikte tüm eşyalar bekliyordu gelmeni...Vazodaki çiçek,koltuğun,kitapların.Hepsi heyecan dolu görmeyi istiyorlardı seni...
Tüm kapı zilleri çalıyordu sanki,benim kapım hariç ve her dakikada ölüyordum biraz daha korkumdan.İşledi zaman,tüm ağlamalarıma rağmen,getirmedi seni bu sabah bana..Öğle oldu,ağlamaktan kızardı gözlerim,eşyalar dağıldı,toplandı sofralar,mumlar söndü,gün acımasızca işledi kanıma.Kölesi etti beni sensizliğimin...Sen kim bilir hangi kadına giderken,ben ağlıyordum güneş ışığının altındaki karanlık evimde...
Sen hiç bilmedin...!